Yeryüzüne Özgürlük Derneği açlık greviyle ilgili bir basın açıklaması yayınlamış:
AÇLIK GREVİNDEKİ TUTSAKLAR VE DİRENEN KÜRT HALKI YALNIZ DEĞİLDİR!
BASINA ve KAMUOYUNA,
12 Eylül 2012'den bu yana açlık grevinde olan ve sayıları 700'e
yaklaşan siyasî tutsağın, bugün itibari ile eylemlerinin 53. gününe girilmiş
bulunulmaktadır. Sağlık durumlarının kritik olması ve gittikçe kötüleşmesine
rağmen, hükûmet ve yandaş medya organları, bu sessiz isyanı gözardı etmek için
eylemleri, kamuoyu nezdinde manipüle etmek ve halkı oyalamaya çalışmaktan geri
kalmayan kirli bir oyun oynamaktadır. Geçtiğimiz sene Aralık ayında Roboski'de
olduğu gibi, bizzat devletin ordusunun savaş uçakları
tarafından üzerilerine bomba yağdırılıp öldürülen 34 insan için özür
dileme gereği bile duymayan, Gazi ve Sivas katliamlarında olduğu gibi birçok
katliamda, soruşturmaları zaman aşımına terk eden ve açtığı yaraların kapanması
yönünde en ufak bir telafi çabası göstermeyen, yıkıcı politikalarından
vazgeçmeye asla niyeti olmadığına her geçen gün şahit olduğumuz iktidar, yine
yaşamları hedef almaya devam ediyor.
Her türlü devlet organınca baskı altında yaşamaya zorlanan,
hapishanelerde türlü işkence ve kötü muameleyle sindirilmeye çalışılan siyasî
tutsaklar, açlık grevlerine tamamen insanî talepler üzerinden başladıklarını ve
bundan başka çarelerinin kalmadığını belirtmiş, sonunun ölüm veya kalıcı
rahatsızlıklara neden olabileceğinin bilincinde olarak, bedenlerini zindanlara
karşı son direniş kalesi haline getirmişlerdir. 12 Eylül'de açlık grevine
başlayan tutsaklardan bazıları, direnişlerini ölüm orucuna çevirdiklerini
çeşitli medya organları üzerinden duyurmuş, çaresizliğe mahkûm edilen,
özgürlükleri ve yaşamları gaspedilenler olarak, devletin ve medyanın bu
kayıtsız tutumunu teşhir etmek için, direnişi sokağa dökme çağrısında
bulunmuşlardır.
Buna karşı devletin, çözümün çok uzağında yer alan tutumu,
tutsakların taleplerini hiçe sayarak, eylemleri kamuoyu nezdinde "örgüt
infazı"ymış gibi gösteren, kendi sığ politikalarına altyapı kazandırmaya
çalışan, dün olduğu gibi bugün de birçok konuda kayıtsızlığına şahit olduğumuz
medyaya ek olarak, Bakan Ergin'in “Her şey kontrol altında, açlık
grevindekilerin sağlığına ve hayatlarına titizlikle yaklaşıyoruz, olumsuz bir
duruma müsaade etmeyeceğiz” gibi 19 Aralık “Hayata Dönüş” operasyonlarından
hatırlayacağımız bir üslupla, eylemcilere izolasyon tehdidinde bulunulmaktadır.
Ayrıca, bazı cezaevlerinde tutsakların sıvı ve B1 vitamini ihtiyaçlarının
giderilmesine izin verilmeyerek, işkence mekanizmasını alttan alta devreye
sokan devlet, bununla da yetinemeyerek, çocukları ve yakınları için endişelenerek
cezaevi önlerinde toplanan ailelere ve destekçilerine, gaz bombaları ve
coplarla müdahale etmiş, ayrıca resmi-sivil faşist grupları eylemcilerin
üzerine kışkırtmaktan geri kalmamış ve çığ gibi büyüyen bu tepkiye karşı her
türlü baskı mekanizmasını devreye sokmuştur.
Kürt siyasî tutsakların talepleri, Kürt halkının verdiği hak ve
özgürlük mücadelesinin talepleriyle paraleldir. Bu eksende, uzun yıllardır
süren bir mücadelenin cezaevlerindeki son hali olan bu direniş, tutsakların
öncülüğünde sokaklara taşınmış, Türkiye ve Kürdistan’ın birçok yerinde ve hatta
yurt dışında, cezaevi önlerinde veya şehir merkezlerinde dayanışma eylemleri
gerçekleştirilmiştir. Günden güne çığ gibi büyüyen ve 30 Ekim'de birçok
ilde eş zamanlı olarak gerçekleştirilen eylemlerle doruğuna ulaşan tepkilere,
kolluk güçleri tarafından ırkçı-faşistlerin de eşlik etmesiyle birlikte zalimce
ve insafsızca saldırılmıştır. Devletin ve toplumun bu alışılagelmiş ve kasıtlı
suskunluğuna sokaklarda tepkisini gösteren binlerce insan ve tutsak yakını
polis şiddetine maruz kalmış, yüzlercesi de gözaltına alınmıştır.
Son
olarak, toplumsal gösterilere katıldıkları gerekçesiyle TMK kapsamında
yargılanan ve Maltepe Çocuk ve Gençlik Kapalı İnfaz Kurumu’nda tutulan bazı
çocukların da süresiz açlık grevlerine katıldıkları haberini almış
bulunmaktaydık ki yaşları 14 ile 16 arasında değişen bu
çocuklar, BDP'li milletvekili Pervin Buldan'ın ve insan hakları
aktivistlerinin ikna çabalarıyla eylemlerini sonlandırmıştır. Yetişkinlere göre
açlık grevi sürecinde çok daha bitkin duruma düşen bu çocuklar, açlık
grevlerinde herhangi bir ölüm yaşanması durumunda tekrar açlık grevine
başlayacaklarını ve ikna konusunda kimse ile görüşmeyeceklerini de duyurmuştur.
Bu çocuk tutsakların, açlık grevlerine "çocuk olarak" sağladıkları
katılım ve yine çocuk olarak bu süreçte ruhsal ve bedensel olarak yaşadıkları,
muhalif kesimler de dahil olmak üzere kamuoyunca fazlasıyla ihmal edilmektedir.
Medyada ve toplumda, bir ünlünün giydiği kürk kadar gündem maddesi
oluşturamayan bu sancılı süreç, insanlık denilen içi boş kavramın bir kez daha
olmadığını bizlere göstermiştir. Medyada yer alan ve Başbakan'ın da
kullanmaktan utanmadığı "kuzu şiş"
gibi saçma sapan haberlerin ve Bakan Ergin'in "her şey kontrol
altında" açıklamalarının aksine, Tekirdağ F-Tipi Cezaevi'nde doktorların
açlık grevindeki tutsaklara tıbbî kontrol uygulamamasının ayyuka çıkması, açlık
grevindeki insanların ne kadar önemsendiğini gözler önüne sermiştir. Özellikle
Siirt E-Tipi Kapalı Cezaevi'nde ve Kandıra 1 No'lu F-Tipi Cezaevi'nde
tutsaklarda kalp sıkışması, nabız-tansiyon düzensizliği, böbreklerde ve idrar
yollarında ağrılar, şiddetli baş ağrıları, göz kararmaları, çarpıntı, mide
bulantısı, çeşitli kanamalar olduğu ve bazı kadın tutsakların midelerinin
artık sıvı kabul etmediği, açlık grevini sürdüren tutsakların ısınma
sorunlarına dair haberler gelmeye başlamıştır.
Günlerdir, dönüşümsüz açlık grevine devam eden yüzlerce
tutsaktan bazıları, musluk suyu ile eylemlerine devam etmekte, geçmiş yıllarda
benzer açlık grevlerinde yaşananlardan daha beteri günümüzde yaşanmakta,
tutsakların en yaşamsal ihtiyaçları bile cezaevi idarelerince karşılanmamakta ve
görmezden gelinmekte, Türk Tabipler Birliği'nin Adalet Bakanlığı'na yapmış
olduğu "izleme" başvurusu halen yanıtsız bırakılmakta, tutsaklara
ulaşmak isteyen bağımsız, tarafsız, gönüllü hekimlerin girişimleri yok
sayılmakta ve açlık grevini sürdüren tutsakların yaşadığı süreç en azından
tıbben dahi olsa izlenememektedir. Açlık grevi gibi metabolizmayı yoran ve
kalıcı, ölümcül sonucu olan eylemlerde dışarıdan takviye ile alınması zaruri
olan B1 vitamininin bile tutsaklara verilmeyişi ve geciktirilmesi, bu konuda
cezaevi idarelerince sürdürülen gelişigüzel uygulamalar, bakanların,
Başbakan'ın ve medyanın açlık grevlerine karşı tutumu, günden güne bedenlerini
tüketen tutsakların hayatlarının ve taleplerinin ne denli dikkate alındığının
bir göstergesidir. Bu nedenle, yaşanan bu süreci endişe ile izlemeye devam
ediyoruz.
Zindanlardaki bu çığlığa kayıtsız kalmayı yeğleyen devletin ve
medyanın bu tutumunu kınıyor, çok yakın bir süre içerisinde üzücü sonlara sahne
olabilecek cezaevlerinde yaşanan ve yaşanacak tüm hak ihlallerinden devleti
sorumlu tutuyoruz. Açlık grevindeki tutsakların ve Kürt halkının hak ve
özgürlük mücadelelerinde yalnız olmadıklarını ve onları, özellikle yakın
tarihte, yaşanan birçok katliamın, faşist eylem ve girişimin, acıların baş
sorumlusu olan devletle mücadelelerinde yalnız bırakmayacağımızı bir kez daha
belirtmek istiyoruz.
Endişe ile izlediğimiz bu süreçte, haklara duyarlı olan tüm
kesimleri dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz.
Birimiz özgür değilsek, hiçbirimiz özgür değiliz!
Tüm politik tutsaklara özgürlük!
İnsana, hayvana, yeryüzüne özgürlük!
Yeryüzüne Özgürlük Derneği yeryuzuneozgurluk@gmail.com
03
Kasım 2012
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder