16 Şubat 2012 Perşembe

Aras Barış’a Yürümek İstiyor

O kadar çok şey engel oluyor ki seni sevmeme. Seni sevebilmemin önüne dikilen engeller sürekli daha hızlı hareket etmemi gerektiriyor. Tüm bu dünya, bizim yarattığımız tuhaflıklar-önceleri tuhaflık olduğunu anlayamadığımız zamanla kanıksadığımız, normalleştirdiğimiz ve artık tutsağı olduğumuz tuhaflıklar-, engel oluyor seni sevmeme. Aslında o kadar az şey istiyorum ki.
Bu akşam sana gelmeyi deli gibi istediğimde, içimden, bir türlü geçmek bilmeyen dakikaları sayarken, bir taksinin arka koltuğunda ışığın kırmızıdan sarıya dönmesi için dizlerimi sallıyordum. Sadece sana doğru yürümek istedim.  Yolun orta şeridinde kıvranan, huysuz bir şoförün kullandığı taksinin arka koltuğunda hapsoldum ve zaman durdu sanki. Araba kornaları. İşinden evine dönen memurların telaşı, dolmuşların homurdanması, kornalar, herkes bulunduğu yerden şikâyetçi ama kimse kıpırdayamıyor. Kırmızılar yanıyor, sarılar, yeşiller zaman donmuş. Ve bu durumu yavaş yavaş kabullenmeye başlıyoruz sanki. Korna sesleri azalıyor. Artık hiçbir araç kıpırdayamıyor yerinden. Gelemiyorum sana doğru.
Nihayet zihnimi seni görme fikrinden alıp oyaladığım anların sonunda inebiliyorum taksiden. Sana doğru yürümeye başlıyorum. Ama bu kez de tuzaklı sokakları, caddeleri aşmam gerekiyor. Polislerin olduğu sokaklardan yürüyemiyorum, çünkü polis beni durdurup kimliğimi sorabilir. Ve ben o kimlik gösterme korkusu yaşayan yüzlerce kişiden biriyim. Doğum yeri yüzünden, adı yüzünden, rengi yüzünden, polise kimlik gösterdiğinde taciz edilecek kişilerden biriyim. O yüzden sana gelme haritamda polisin kimlik sorduğu o sokakları çiziyorum hemen. Çok hızlı düşünmeliyim, haritamdaki yolumun son hali daha hızlı yürümemi gerektiriyor.
Bir labirentin içindeyim sanki sokaklardan caddelerden geçiyorum.
Seni görmek istiyorum. Telefonum çalıyor. Sen arıyorsun. Ne diyebilirim ki şu an, söyleyecek tek bir şey bulamıyorum. Seni görmemi engellemek için sistemin, devletin önüme koyduğu çıkmaz sokaklar haritasından, sana gelebileceğim bir yol bulabilmek için ne kadar çok yürümem ve yorulmam gerektiğini anlatabilsem sana keşke. Keşke tüm bunları yazabilsem. Birkaç şey geveliyorum, nefes nefese yürürken.  Telefon kapanıyor adımlarım sıklaşıyor, nefesim hızlanıyor. Sonunda, seni görmeme birkaç saniyenin kaldığını bildiğim anlardaki garip çocuksu bir halde yakalıyorum kendimi, kapıyı çalarken. Kapıyı açıyorsun. Ve sana sarılıyorum, vücudumun tüm yorgunluğuyla.
O bir araya geldiğimiz an, sağ bacağımın diz kapağında bir ağrı hissediyorum.
Sana duyduğum aşkı en çok sağ bacağım ağrıdığında hissediyorum.
Çünkü bu ülkede sana sarılabilmem için her gün daha çok yürümem gerekiyor. Her gün geçebileceğim caddelerin sokakların sayısı azalıyor. Sana gelirken daha çok yürümem gerekiyor.
Sağ bacağımdaki ağrı arttıkça, seni ne çok sevdiğimi ve ne yazık bu ülkede yürünecek yaşanacak nefes alınacak ne kadar az yerin kaldığını duyumsuyorum.
Sadece sana doğrudan dümdüz korkmadan yürümek istiyorum, her caddeden, her sokaktan geçebilmek, korkmadan kaldırımda yürümek, adım adım sana doğru yürümek istiyorum.
İşte bu yüzden dert ediniyorum bu kocaman yapıları. Sana geldiğim yolun uzamasına her geçen gün biraz daha uzamasına tahammül edemediğim için.
Seni bir an önce görebilmek istiyorum çünkü yorgun düşmeden.
Aras Güngör

Aşkın Cinsiyeti Olmaz

Aras’la Barış, evlenmek için sekiz aydır mücadele ediyor.
Aras trans erkek, Barış ise gey. Dolayısıyla da biri pembe, biri mavi kimlik sahibi. Aslında evlenmelerine hiçbir engel yok, en azından olmaması gerekiyor. Ancak süreç onlar için diğerleri gibi işlemiyor.
LGBT bireylerin Türkiye’de evlenmesi mümkün olmasa da, Aras ve Barış evlilik kurumunun bir açığını yakalamış ve bu yolla göndermek istedikleri bir mesaj var:
"LGBT’ler için yasal eşitlik istiyoruz."
İlk durak Kaos GL
Barış Denizli’de yaşarken Kaos GL dergisiyle tanışmış. "Çok iyi hatırlıyorum kapakta öpüşen iki erkek vardı" diyor, "ben kendimi anlatmıştım ama eşcinsel kimliğimi bilmiyordum. O zaman internet yoktu".
Aras Konya’da yaşıyormuş. Eşcinsellerin açılma süreciyle transseksüellerin açılma süreçlerinin farklı olduğunu ve kendisinin çocukluğundan beri açık olduğunu anlatıyor. Çocukluğunda cinselliğini "bu işte bir yanlışlık var, birgün düzelecek. Ben erkeğim" diye sorguladığını söylüyor.
İkisi de LGBT hareketininin önemli bir merkezi olduğu için gelmiş Ankara’ya. Geldikleri gibi ilk durakları Kaos GL olmuş. Yolları da orada kesişmiş zaten.
Aras, Homofobi Karşıtı Buluşmalar’a katılmak için derneğin kapısını çaldığında, kapıyı Barış açıyor. Toplantının yerini tarif ediyor ama Aras yolu bir türlü bulamıyor. Birlikte gitmeye karar veriyorlar. Arkadaşlıkları böylece başlıyor.
Aras, "sonrasında hergün oraya gittim, bu konuda çalışmak, bir şeyler yapmak istedim" diyor. Barış da "Aras ısrarla gelmeye, kapıyı çalmaya devam etti" diye anlatıyor. Bir süre sonra çıkmaya başlıyorlar.
Evlenmeye karar vermeleri ise tamamen politik.
 
Politik bir eylem olarak evlilik
Barış, senelerdir basın açıklamaları ve yürüyüşleriyle gerçekleştirilen eylemlilik tarzını hep sorguladıklarını, bunu çeşitlendirmek gerektiğini düşündüklerini söylüyor.
"LGBT’yiz, buradayız’ demektense, ’biz evlenmek istiyoruz’ daha sorgulattırıcı bir tavır. Bugüne kadar bu konularda hiçbir şey düşünmemiş bir insan bile, evlilikten bahsedince düşünecektir. Çünkü evlilik kurumu başka bir şey."
Evli çiftlerin hastanede refakatçi, hapishanede ziyaretçi olmak gibi haklardan faydalanabildiklerini; hep "yakını mısınız" sorusuyla karşılaşan LGBTlerin ise evlenemedikleri için "yakın" ünvanına erişemediklerini hatırlatıyorlar.
Barış, "Cep telefonu alırken bile evli çiftlere daha ucuza veriyorlar. Ancak bir LGBT hiçbir zaman böyle bir şeyden faydalanamayacak çünkü evlenemiyor" diyor.
Aras da "Bizim amacımız evlilik kurumunu yeniden üretmek ya da aile kurmak değil. Ama bunu isteyen birileri olabilir. Bir kişi bile bunu istese, bu verilmesi gereken bir haktır. Biz LGBT’ler için yasal eşitlik istiyoruz" diye anlatıyor evlilik kararlarını.
"Bu evlilik fikrini biz keşfetmedik" diyen Aras, pembe ve mavi kimlikli LGBT bireylerin evlenmeleri aracılığıyla yapılacak eylemlerin uzun süredir konuşulduğunu anlatıyor. "Biz yapalım mı böyle bir şeyi?" demişler ve macera başlamış.
 
Sekiz aylık bir macera
Macera diyorum çünkü bir buçuk senedir beraberler ve son sekiz ayları evlilik haklarını elde etmek için uğraştıkları hak ihlalleri ve ayrımcılıkla dolu bir maceraya dönüşmüş.
Aras evlilik belgelerini tamamlamak için sağlık ocağına ilk gittiğinde, doktor pembe kimliğin ona ait olduğuna inanmamış. "Sen erkek gibi gözüküyorsun" demiş ve "emin olmak" için kadın doğuma sevketmiş. Ardından psikiyatriye, sonra genel muayeneye...
Bu uygulamaya sevkedildikleri birimlerdeki doktorlar bile şaşırmış. Sonuçta gittikleri her yerden "evliliğe engel yoktur" raporu almışlar ama, sağlık ocağındakiler ikna olmamış; Sağlık Bakanlığı’na Aras ve Barış’ın cinsel yönelimlerinin yazdığı bir belge yollayarak evlenip evlenemeyecekleri konusunda görüş istemiş.
Etik dışı bir şekilde muayene edildiğini, ayrımcılığa ve psikolojik şiddete uğradığını anlatıyor Aras.
"Devlet kurumları hukuki cinsiyetini dikkate alıyor. Örneğin nüfus idaresine gittiğimde pembe kimliğim geçerli oluyor. Ama başka bir yerde görüntümü dikkate alıyorlar. Ben bir kadınla evlenmek isteseydim, ’sen erkek olarak gözüküyorsun’ diye evlenmemize izin verecekler miydi?"
 
Sevgililer Günü sadece heteroseksüellerin değil
Bu süreçte karşılaştıkları ayrımcılık, hak ve gizlilik ihlalleri, maruz kaldıkları hukuk dışı uygulamalar hepsi ayrı ayrı dava konusu. Avukatlarının işi var.
Ama Aras ve Barış evlenmeye kararlı.
Barış "Ya olacak ya olacak! Gerekirse AİHM’e de gideceğiz" diye konuşuyor.
Aras da konuşmamızın sonuna gelirken "Bir buçuk sene olacak çıkmaya başlayalı. Bambaşka bir hal aldı. Evlilik meselesi bizim işimiz gibi bir şey oldu. Ama ben Barış’a aşık oldum" diyor.
Barış’tan günün anlam ve önemine dair birkaç şey söylemesini istiyorum son olarak. "Ben özel günleri sevmiyorum. Sevgililer Günü’nü herhangi bir gün kutlayabilirim. Bu çiçekçiler vs para kazansın diye oynadığımız bir oyun gibi" diyor. Bu günün heteroseksist bir yaklaşıma dayandığını da belirtip ekliyor:
"Sevgililer günü sadece heteroseksüellerin değildir." (Çiçek Tahaoğlu/bianet)

Türkiye Bu Davaya Hazır mı?


Aras Güngör (28) Trans erkek, Barış Sulu (34) bir eşcinsel. Bu iki erkek birbirleriyle tanışınca aşık oldular ve eşcinsel bir ilişki yaşamaya başladılar. Şimdi eşcinsel iki erkek olarak evlenmek istiyorlar ama izin çıkmadı. Twitter’da ‘Barış ile Aras evlenebilmeli’ kampanyası bile başladı.
 
“Erkeklik penisle, kadınlık vajinayla olamaz”
ARAS GÜNGÖR
 
Kendinizdeki farklılığı ilk ne zaman anladınız?
Bence normaldim ancak sokağa çıktığım andan itibaren bu dediğin bana hissettirildi. Kız çocuklarıyla erkek çocuklarının farklı olduğu, dünyanın böyle bir ayrım üzerine kurulu olduğunu altı yaşımda fark ettim. Yazmayı yeni öğrenmiştim ve ilk olarak mahallemizdeki Seda Abla’ya bir mektup yazarak evlenme teklif etmiştim.
 
Ailenize nasıl açıldınız?
Altı yaşımdayken anneme, “Ben aslında erkeğim” diyordum.
 
Kendinizi küçüklüğünüzden beri erkek olarak hissediyorsunuz. Ama şimdi başka bir erkeği seviyorsunuz…
Cinsel kimliğime dair bilgilendikten sonra toplumsal cinsiyete bakışım, kendi bedenimle kurduğum ilişki farklı bir derinlik kazandı. Barış’a karşı bir şeyler hissettiğimi fark ettim.
 
Aslında durum kulağa çok karışık geliyor… Çevrenizde “E zaten kadınsın, işte bu şekilde bir erkekle birlikte ol” diyen olmuyor mu?
Evet, oldu. Sanki benim cinsiyetim kimi sevdiğime göre değişen bir şeymiş gibi. Cinsiyet kimi sevdiğine, kimle beraber olduğuna göre değişen bir şey değil.
 
Okul yıllarında kendinizi erkek olarak hissederken neler yaşadınız?
Etek giyerek okula gitmek zorunda olmak, istemediğim bir isimle bana hitap edilmesi, beden derslerinde cinsiyet sınırlarının keskin şekilde çizilmesi nedeniyle zor günler yaşadım.
 
Şimdiye kadar hiç operasyon geçirdiniz mi?
- Ne erkekliğin bir penisle ne de kadınlığın vajinayla olduğunu düşünüyorum. Göğüs ameliyatı oldum. Göğüslerimi aldırdım. Başka bir ameliyat geçirmeyi de düşünmüyorum.
 
Nüfus cüzdanınız hala pembe. Mavi cüzdan istiyor musunuz?
Önceleri pembe kimliğimi yanımda taşımazdım sadece ehliyet kullanıyordum. Mavi kimlik almak istediğim zaman önüme birçok engel çıkartıldı artık insanların kimliğinin bir rengi olmaması için mücadele ediyorum.
 
“Ben aileme değil onlar bana açılsın”
BARIŞ SULU
 
Nasıl bir aileniz var?
Babam öğretmen, annemin kırtasiyesi vardı. 17 yaşımdan beri, hayatımı Ankara’da şekillendirdiğim için ailemi yılda birkaç kez görüyorum. Üç sene dekor tasarımı eğitimi aldım. Televizyon dizilerine kostüm ve dekor yaptım. Şimdi Kaos GL Dergisinin matbaa sürecinde ve kaosgl.org web sayfasında çalışıyorum. Pembe Hayat LGBT Dayanışma Derneği’nde de yönetim kurulundayım.
 
Eşcinsel olduğunuzu nasıl anladınız?
- Her zaman farkındaydım, eşcinsellikle ilgili hikayem ilkokul yıllarıma kadar gider ama ben 17 yaşımda kendime açıldım. Sonra ilk olarak kuzenlerime söyledim. Sonra da benden küçük olan kardeşime anlattım. Kardeşim, “Sen yılda bir geliyorsun zaten, ben de bu konularda bilgi sahibi değilim, annemler soru sorarsa yanıt veremem, bilgilendiremem, açılma” dedi. Sonra bu, aileye açılma işinden vazgeçtim. Heteroseksüeller, “Ben heteroseksüelim anne/baba” diyorlar mı? Neden ben açılmak zorundayım? Onlar bana açılsınlar, “Barış, eşcinsel misin?” diye sorsunlar. Gazete, internet sitesi röportajlarım var, mutlaka duymuşlardır diye düşünüyorum.
 
Siz eşcinsel olmanın nasıl zorluklarını yaşadınız?
Şimdi sakallarımdan dolayı maskülenmiş gibi göründüğüme bakma. Çocukken ve ilk gençlik yıllarımda çok efemineydim. Arkadaşlarım ‘Kız Barış’ gibi isimler takardı.
 
”BAŞBAKANI DİNLEYİP ÜÇ ÇOCUK YAPANLARA KOLAY GELSİN”
 
Nasıl tanıştınız?
BARIŞ SULU: 2009′da Kaos GL’nin düzenlediği Homofobi Karşıtı Buluşma’nın son günü Aras, Kaos GL’ye gelmişti, kapıyı ben açmıştım. İlk karşılaşmamız böyleydi. Her duygusunu birbirine açabilen iki arkadaş olduk. Bu duygu zamanla aşka dönüştü. 2010′da İstanbul’da bir söyleşiye gitmiştik ve yakın bir arkadaşımızın evinde kaldık, evde de tek yatak vardı, orada ilk defa sarılarak yattık. Dönüş yolunda otobüste bir de baktık ki el eleydik.
 
Sizin trans bir eşcinsel olmanız sorun yarattı mı?
ARAS GÜNGÖR: Hayır, hiç öyle bir şey düşünmedim. Ben şu an gey bir ilişki yaşıyorum evet ama Barış birlikte politika yaptığım bir insan ve kadınlık/erkeklik rollerini sorgulayan biri. Bu yüzden ne ben Barış’ı bir erkek olarak konumlandırdım, ne de Barış beni başka bir cinsiyetle konumlandırdı. Biz birbirimiz için Barış ve Aras’ız.
 
Biriniz pembe nüfus cüzdanına sahipsiniz, biriniz mavi. Bazılarına göre bu bir eşcinsel ilişki olmayabilir…
ARAS GÜNGÖR: Kimin nasıl kabul ettiği bizim için önemli değil. Biz eşcinsel bir ilişki yaşıyoruz.
 
Evlenmenizde engel nedir?
ARAS GÜNGÖR: Yasal olarak engelimiz yok. Ancak devlet kurumlarının ve bu kurumlardaki kişilerin homofobi ve transfobi duvarlarına tosladık. Ben göğüs ameliyatı oldum, hormon kullanıyorum, görüntüm yüzünden kimliğimin getirdiği haklardan yararlanmam engelleniyor.
BARIŞ SULU: Hiç kimse evlenmeden önce orasını burasını doktora gösterip onay almaya çalışmıyor. Biz başvurumuzu yaptığımız andan itibaren çeşitli muayenelerden geçmemiz ve bir yığın test yaptırmamız istendi. Bunları yaptırmamıza rağmen nikah işlemlerimiz başlatılmadı.
 
AİHM’e gidecek misiniz?
ARAS GÜNGÖR: Amacımız heteroseksüeller evlenirken eşcinsellerin evlenemiyor ve bu yüzden birtakım haklarından yararlanamıyor olmasına dikkat çekmek. Bu işin sonu AİHM’de bitecekse oraya da gideceğiz elbette.
 
İleride evlenirseniz, çocuğunuz olsun istiyor musunuz?
BARIŞ SULU: Hayır, kendimiz zor geçiniyoruz.
ARAS GÜNGÖR: Başbakanı dinleyip üç çocuk yapanlara kolay gelsin.
 
Hakan GENCE – Fotoğraf: Selçuk ŞAMİLOĞLU-Hürriyet

Eşcinsel Evlilik Twitter’da Konuşuluyor


Yaklaşık 11 ay önce duyurdukları evlenme kararlarının engellenmesi üzerine yasal yollara başvuracaklarını açıklayan Barış Sulu ve Aras Güngör’e twitter’dan destek geldi.
 
Barış ile Aras kaosgl.org’a Sağlık Bakanlığı’na AÇSAP’taki memurlar tarafından gönderilen evlenip evlenemeyeceklerine dair yazının 120 günlük yanıtlanma süresinin dün (8 Şubat 2012) dolduğunu açıkladılar.
 
Yasal sürenin dolmasıyla da bunun ret yanıtı anlamına geldiğini ve pembe ve mavi kimlikleri olmasına rağmen evlenemediklerini söylediler. Ayrıca evlilik sürecinde bugüne kadar çeşitli engellemelerle karşılaştılar, birçok ayrımcı uygulamaya maruz kaldılar.

Bunun üzerine twitter’dan başlatılan kampanyaya 2 saat içinde 1000’e yakın twitle destek verildi. Kampanya twitter’da #barisilearasdaevlenebilmeli hasthag’iyle hala devam etmekte.

Destek için siz de twitter hesabınızdan #barisilearasdaevlenebilmeli hastag’ini kullanabilirsiniz.

Twitter: #barisilearasdaevlenebilmeli 

Bu Nikah AİHM’de Kıyılır!

Durum biraz karışık... Biri eşcinsel, diğeri hem transseksüel hem eşcinsel. İki damat olarak nikah masasına oturmaları mümkün ama 6 aydır sağlık raporu alamadılar
Barış Sulu bir erkek eşcinsel. Aras Güngör ise kadın bedeninde doğmuş ama kendini erkek hissedip yıllardır öyle yaşayan bir transseksüel, aynı zamanda da eşcinsel. Biri mavi, diğeri pembe kimliğe sahip, birbirlerini seven bu iki insan altı ay önce çıktıkları evlilik yolunda, kadın doğum servisine bile gittiler ama hâlâ gerekli sağlık raporunu alamadılar. Şimdi bu meseleyi, hukuka havale etmeye, gerekirse AİHM’e (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) gitmeye hazırlanıyorlar.

Üç yıl önce tanışan, bir buçuk yıldır birlikte olan çiftten Barış Sulu evlilik kararı alma nedenlerini “Devlet, heteroseksüellere evlenme hakkı tanıyor. Ama yıllarca birlikte yaşayan, eşcinseller evlenemiyor, birbirinin mirasından yararlanamıyor, öldürüldüğünde davacı olamıyor, cezaevinde görüşe gidemiyor. Biz de bu ayrımcılığı gündeme taşımak için bu yola başvurduk” diye anlatıyor.
 
 
Nikâh memuru şaşırır
LGBT (lezbiyen, gey, biseksüel, trans) haber sitesi Kaos GL’de çalışan Barış ile Pembe Hayat LGBT Derneği’nde çalışan Aras, ilk evlilik müracaatlarını geçen yıl ağustos ayında yapmış. Devletin kayıtlarına göre kadın ve erkek oldukları için evlenebileceklerini düşünen, “sorun çıkarsa iki damat olarak nikâh masasına oturunca çıkar, belki bizi görünce nikâh memurunun kafası karışır” diyen çiftin sıkıntısı daha ilk günden sağlık raporu almak için gittikleri Çankaya AÇSAP (Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması) Merkezi’nde başlamış. Barış süreci şöyle anlatıyor: “Akdeniz anemisi testini yaptırmak için gittik. Ama sağlık ocağında bizim kimliklerimizin doğru olduğuna inanmadılar. Akdeniz anemisi dışında HIV, Hepatit B gibi altı kan testi istediler. Sonra da Numune Hastanesi’ne gönderdiler. Hastanede psikiyatri bölümüne gittik. Aras kadın doğum bölümüne gitti. Sonuçta hastaneden ‘evlenmelerine engel yoktur’ raporunu aldık.”

Ancak AÇSAP merkezindeki doktor, üç ay süren mücadele sonucunda alınan bu rapora karşın eşcinsel çifte evlilik için gerekli ‘olur’ kağıdını vermedi; Sağlık Bakanlığı’na konuyla ilgili yazı yazıldığını cevap beklendiğini söyledi. Barış ve Aras bir süre bekledikten sonra bu kez avukatlarıyla birlikte doğrudan Çankaya nikâh memurluğuna gittiler. Orada ‘sağlık ocağı belgesi eksik’ denilince, bununla ilgili yazılı beyan aldılar. Barış “Avukatlarımıza vekalet verdik. Dava açacağız. Üstelik, sağlık ocağından Sağlık Bakanlığı’na bizim kimlik numaralarımızla birlikte, eşcinsel ve transseksüel olduğumuz yazılmış. Bu özel hayatın ifşası. Bununla ilgili, raporun geciktirilmesiyle ilgili, yaşadığımız ayrımcılıkla ilgili dava açacağız. Gerekirse bunu AİHM’E taşıyacağız” diyor.

 
Cinsiyete değil kişiye aşık olursun
Türkiye’de hiç kimsenin evlenirken hastaneye gidip penisini, vajinasını göstermek zorunda bırakılmadığını, bunu yapmalarına rağmen kendilerine rapor verilmediğini söyleyen Barış, sevgilisi Aras’la ilgili “Bir kadınla evlilik için başvursa bu sefer de ‘İki pembe kimlik evlenemez’ diyecekler. Aras bu durumda ne bir kadınla ne de erkekle evlenebiliyor” dedi.

Evlilik işlemleri sırasında sürekli kendini anlatmak zorunda kaldığını söyleyen Aras ise ‘Madem bir erkekle birlikte olacaktın neden trans oldun?’ diye soranlara şu cevabı veriyor: “Sonradan olunan birşey değildir translık, ben bir transseksüel olarak doğdum. Hiçkimse aşık olacağı kişinin cinsiyetini öngöremez, böyle bir deneyim beni de ilk başta şaşırtmıştı ancak cinsiyetlere değil kişilere aşık olursun, en azından benim için böyleydi. Karşımdaki insanı da -Barış’ı yani- bir erkek olarak görmedim.”

Çift, bu süreci tamamına erdirebilirse iki damat olarak büyük bir düğün yapmayı planladıklarını ancak sonrasında kendi özgür alanlarını korumak için ayrı evlerde yaşamaya devam edeceklerini söylüyor. (Tuğba Tekerek/Taraf)

Sen de mi “Bizim Kürşad”?

Uzun zamandır yazmıyordum aynı Kürşad Kahramanoğlu gibi ama Kürşad’ın yazısını görünce dayanamadım yazayım dedim. Kürşad diyorum, aynı özgürlüklerin peşinden koştuğumuz için, umarım yazının devamında yalnızca ismini kullanmam rahatsız etmez.
 
Dünkü köşesinde Kürşad “Bizim Yenge” dizisindeki “eşcinsel erkek” karakterin Türkiye’deki homofobiyi ve nefret suçlarını körükleyebileceğinden bahsetmiş ama konu bu kadar kısa kesilip geçilecek türden değil maalesef. Kürşad tam da eleştirdiği yerden yaptığı yorumlarla eleştirilecek konuma gelivermiş. İktidar çok uzakta değildir, kimi zaman dilimize sinsice sızdığını bizi ele geçirdiğini fark etmeyebiliriz, dilin tuzaklarına hepimiz düşebiliriz:
 
“Güya TV ekranlarımızdaki yarışma programları ile dalga geçerek mizah üretmeye çalışırken, yarattıkları bir yarışma jürisi üyesi tiplemeleri bidiğiniz bütün gey steriyotiplemelerinin en iğrenciydi. Hani o bildiğiniz riyâkar, kadınsı, insanda iğrenme duygusu yaratan, kendinden nefret eden bir insan müsvettesi.”
 
Eşcinsel erkeklerin steriyotipleştirilmesi elbette uzun zamanlardan beridir bahsedilegelmiş bir mesele LGBT’ler içinde. Bütün eşcinsel erkekler fabrikadan çıkmış gibi gösteriliyor diyoruz. Ama bir taraftan da iğneyi de kendimize batırmak da gerekiyor. Nereden öğrendi bu eşcinsel erkekler eşcinsel erkeğin nasıl olması gerektiğini? Neyse o başka bir konu. Aklımızın kenarında bulunsun.
 
Kime göre ve neye göre diyerek başlamak istiyorum cümleme; sanat/sinema/moda/tv dünyasında bir eşcinsel erkek illa “kadınsı” yani feminen olmak zorunda değildir, bir tane de “erkeksi” yani maskülen gey karakter gösterilse keşke diyoruz ama “kadınsı” eşcinsel erkekler de var, aklımızdan çıkartmıyoruz bunu hatta sahne/sanat/tv/moda dünyasındaki örnek eşcinsel erkek karakterlerin önünde saygıyla eğiliyoruz eşcinselleri temsillerinden dolayı. Ama yukarıdaki cümlede sanki feminenlik çok korkunç bir olaymış gibi aktarılmış. Feminenlik güzeldir. Maskülenlik güzeldir. Biri birinden üstün ya da güçlü değildir bana göre.
 
İnsanda iğrenme duygusu yaratan insan müsveddesi nedir cidden çözemedim. Böyle bir duyguyu yaşamadığım için sanırım mutlu olmam gerek.
 
“Dokuz erkek kardeşin konu edildiği dizide bir tane bile pozitif, insana benzeyen, doğru dürüst bir gey karakter çıkaramayan “Bizim Yenge”, eşcinsel tiplemesi olarak Türk milletine, çoluk çocuğa, evlerimizin oturma odalarına bu iğrençliği neden servis etti?”
 
Doğru dürüst gey karakter nedir? Yine aynı sorular. Kimin doğrusu? Gey karakteri illa kötü mü göstermek gerek sorusunu tersinden de düşünmeliyiz. Gey karakteri illa iyi mi göstermek gerek? Tüm geyler harika, iyi, mutlu, sanatçı ruhlu, “doğru-dürüst” mü? Hani az önce bahsettiğimiz fabrikadan çıkma meselesi gibi.
 
“Türkiye’de böyle bir homofobinin takipçisi olabilecek, hesap soracak, diziyi ve gösterildiği kanalı etkili bir biçimde boykot edebilecek güçte ve bilinçte bir LGBTT örgütlenmesi yok diye, meydanı boş bulup “vurun abalıya” mı?”
 
Türkiye’deki 17 yıllık LGBT örgütlenmesini sanırım Kürşadcım sana anlatmaya gerek yok ama birkaç yapılanı bunun vesilesi ile anlatayım. Kaos GL 4 senedir medya izlemesi yapmakta ve medyadaki homofobi ve transfobi üzerine her yıl rapor yayınlamakta. Ayrıca homofobik/transfobik yayınlara avukatı aracılığı ile tekzip yollamakta ve davalar açarak hesap sormakta. Elbette bu sadece Kaos GL’nin yapabildikleri. Tüm örgütlerin neler yaptığını ve hangi güçte ve bilinçte olduklarını küçümsememek gerekiyor.
 
“Olmadı “Bizim Yenge” ekibi olmadı. Ben de sizi bir adam zannetmiştim!”
 
Yazının bu kısmına da “adam zannetmek” üzerinden bir yanıtım var elbette. Adam zannetmek derken? Kadını bilinçaltında küçümsemek gibi geliyor bana adam ile ilgili deyimleri kullanmak açıkçası.
 
Yani kısacası dikkat çekmeye çalıştığın noktalar yerine ben bu yazıdan başka çıkarımlar yaptım. Nefret suçları, homofobi/transfobi çok başka yerde kalıverdi… Transfobiyi de ben ekledim fark etmişsindir. Aslına bakarsan bu yazının da, LGBT’lerin medyada temsilinin de odak noktası aynı değil mi; tüm sorun da yok saymakla ilgili. Homofobinin yanına transfobi yazıversek olmuyor mu, bakınız gayet de oluyor…
 
Dizilerde eşcinsel erkekleri tartışırken bir yandan da eşcinsel kadınları, trans erkekleri de tartışabilecek düzeye gelebilsek. Acaba bunları tartışmıyor olmamız lezbiyenlerin, trans erkeklerin, trans kadınların, biseksüellerin var olmadığı anlamına mı geliyor?
 
Yoksa cümle içinde eşcinsel kelimesi geçince sadece eşcinsel erkeklerin anlaşılması ile ilgili toplumsal olarak bir sorunumuz mu var?
 
Son olarak da yazının başında aklımın kenarında bıraktığımı söylediğim eşcinsel erkek nasıl olunur, eşcinsel kadın nasıl olunur, trans kadın nasıl olunur, trans erkek nasıl olunur gibi soruların yanıtlarını bizler nerelerde, nasıl öğrendik? Tükaka medyadan/TV’den mi sadece, yoksa birbirimizden de mi?
 
Sadece benim değil birçoklarının aklının kenarında duruversin bu soru…
 
Kürşad Kahramanoğlu'nun yazısının tamamı için: http://www.kaosgl.org/sayfa.php?id=10148