29 Temmuz 2011 Cuma

Bir İlk Peşindeler

Onlar kendilerini yaşadıkları baskı ve ayrımcılıklardan dolayı "Ötekinin Ötekisi" olarak tanımlıyor.
Yeri geldiğinde anneleri, babaları ve kardeşleri tarafından dahi reddedilen, sokaklarda yürümelerine tahammül edilmeyen, nefret cinayetlerine kurban giden eşcinsellerin bir arada yaşamaları da toplum açısından büyük bir sorun olarak görülüyor. Böylesi bir gerçeklik içerisinde yaşamlarını sürdürmeye çalışan eşcinsel Aras ve Barış, evlenerek, Türkiye'de bir ilke imza atma hazırlığında.

Dünyada, ırkı, dini ve yaşam tarzlarından dolayı ötekileştirilen ve görülmeyen birçok kimlik bulunuyor. Bu kimliklerin başında gelen, her alanda dışlanan ve "Ötekilerin Ötekisi" olarak tanımlanan bir kimlik ise eşcinseller. Bulundukları her alanda ayrımcılığa maruz kalan eşcinsellerin yaşadıkları en büyük sorunlardan biri de bir arada yaşama ihtiyacı. Bu ihtiyaç gerek dünyada gerek ise Türkiye'de toplum tarafından kabul edilmediği gibi siyasi iktidarlar tarafından da yasal güvenceye kavuşturulmuş değil. İşte böylesi koşullarda Türkiye gibi bir ülkede Aras Güngör ve Barış Sulu, ilk eşcinsel evliliğe yaşadıkları zorluklar ile birlikte imza atmaya hazırlanıyor. Barış ve Aras ile Türkiye'de eşcinsellerin yaşadıkları sorunların yanı sıra; onları bir araya getiren yaşamlarını konuştuk.

'Kazandığım en güzel dostluklardan birisin'
Barış Sulu 1978 yılında Nazilli'de, Aras Güngör ise 1983 yılında Ankara doğdu. 1998 yılından beri, eşcinsel- biseksüel, travesti-transseksüel hareketin içinde olduğunu belirten Barış, 2008'den beri de KaosGL Derneği'nde profesyonel olarak çalıştığını ve Pempe Hayat gönüllüsü olduğunu belirtiyor. Barış, Aras ile tanışmaları şöyle anlatıyor: "Aras'la 2009 Mayıs ayında tanıştık. Homo fobi/Trans fobi Karşıtı Buluşmanın Ankara etkinlikleri devam ediyordu ve ben Kaos'un ofisinden etkinliklere gitmek için çıkmak üzereydim. Bu sırada zil çaldı, kapıda Aras vardı ve bilgi almaya gelmiş. Ben, kendisine çok yoğun olduğumu ve Ekin Sanat Merkezi'ne gideceğimi belirttim. Sonrasında beraber yürümüştük Ekin Sanat Merkezi'ne. İlk karşılaşmamız böyledir. Sonra ısrarla Kaos'a gelmeye devam etti ve işlerin ucundan tuttu, deşifre yaptı ve gelen gidenle ilgilendi. Sonrasında Pembe Hayat'ta devam ettirmeye karar verdi bunları. Dostluğumuz da gelişti bu süreçte. 2009 yılında 'Kazandığım en güzel dostluklardan birisi' dediğimi hatırlıyorum. Sonra bir de baktık 2010 Kasım'ın da sevgili olmuşuz. 4 aydır birlikteyiz."

'Eşcinsel evliliklerin tartışılmaya açılmasını istiyoruz'
Yaşam haklarının tehdit altında olduğu bir dönemde, bu kadar zorluğun içinde eşcinsel evlilik yapma kararlarına dair Barış, "Hakların bir önceliği yok bizim için. Önce şu hak verilsin de sonra şunu alalım gibi bir şey yok. Heteroseksüeller nasıl bir arada yaşayıp, evlenebiliyorsa ve birçok haktan yararlanabiliyorlarsa, eşcinsellerin de birlikte yaşadıkları insanla böyle haklara sahip olmaları gerekiyor" diyor. "Evlilik bir hak mıdır" sorusunu kendilerine çok sorduklarını ifade eden Barış, öncelikli olarak eşcinsel evliliklerin tartışmaya açılmasını ve ikinci olarak da trans kimliklerin tartışılmasını istediklerini ifade ediyor. Barış, "Bu ülkede trans bireyler vardır. Sadece trans kadınlar değil, trans erkekler de vardır. Bunun görülmesini istiyoruz. Sonra bunun haklar üzerinden tartışmaya açılmasını istiyoruz. İki insanın birbirini sevdikleri noktada ve birbirlerinin hayatına dokundukları noktada hetero çiftlerin sahip olduğu haklara neden sahip olmuyorlar, bunu tartışmaya açmak istiyoruz" diyor.

'Kadınlık erkeklik kavramlarının yeniden tartışılmasını istiyoruz'
Aras da, evlilik konusunu gündeme getirmelerinin temel nedeninin hakların eşitlenmesi istemi olduğunu ifade ediyor. Kadınlık, erkeklik, evlilik gibi konuları sorguladıklarını belirten Aras, şunları söylüyor: "Bu kavramlara yüklenen anlamlarla ilgili bizim derdimiz var. Bu kavramların yeniden tanımlanması gerektiğini düşünüyoruz. Ama eğer bu hakkı birileri kullanabiliyorsa LGBT çiftler de kullanabilmeli. Tek derdimiz bu. Bununla ilgili farkındalık yaratmak istiyoruz ya da şöyle bir şey var, ben sevgilimle, 10 yıldır beraber olduğum insanla ortak edindiğim mülkiyetler konusunda hak sahibi olmak istiyorum. Ben 10 yıldır birlikte olduğum insanın başına bir şey geldiğinde sevgilimin yanında hastanede refakatçi olarak kalmak istiyorum. Öldüğüm de organ bağışımla ilgili sevgilimin rızasının alınmasını istiyorum; çünkü o benim ailem. Ama evlenemediğimiz için direk yok sayılıyor. Bırakın organ bağışında rızasını almayı, cenazesine bile gelemiyorum. Miras hakkı da aynı şekilde ortak edindiğimiz mülkiyetlerden ben öldüğümde elbette sevgilimin yararlanması gerekiyor. Ya da çiftlerden biri cezaevine girdiğinde o iki insanın birbirine en çok ihtiyacı olduğu anda bu sistem seni yok saydığı için sevgilinle görüşmene engel oluyor. Bu bir hak ihlali ve bunu gibi aklımıza gelmeyen bir sürü hukuki durumda LGBT bireylere yönelik haksızlık var. Bunların eşitlenmesi gerekiyor. Bu çok net bir talep."

'Beni hiç kimse başkası üzerinden tanımlayamaz'
Trans erkek olan Aras, "Bir de trans erkekler zaten yok sayılıyor ve trans bireylerin heteroseksüel olduğu gibi bir algı var. Madem erkek sevecektin 'erkek' olmana ne gerek var. Benim cinsiyetimi belirleyen şey kimle birlikte olduğum değil. Benim kendimi nasıl hissettiğim ve nasıl ifade ettiğim önemli. Benim cinsiyetim ya da cinsel yönelimim biriyle birlikte olduğum zaman belirlenmiyor. Bu zaten içine doğduğu bir durumdur, çocukluğundan beri taşıdığı bir şeydir. Translar için de aynı şey söz konusu. Benim trans kimliğim biriyle beraberliğim üzerinden var olan bir şey değil. Ben 5 yaşımdan beri trans kimliğimi biliyorum. Ve ben bir erkek var oluşuyla da başka bir erkeği sevebilirim. Beni hiç kimse bir başkası üzerinden tanımlayamaz; ancak ben kendimi kendi var oluşum üzerinden tanımlayabilirim" diye belirtiyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerinde, cinsel yönelimlerin eşcinsel, biseksüel ve heteroseksüel olarak tanımlandığını ifade eden Barış da, "Trans bireylerin heteroseksüel kabul edildiği bir toplumda yaşıyoruz. Trans bireyler de eşcinsel olabilir, biseksüel olabilir, heteroseksüel olabilirler bu kadar basit. Biyolojik bir erkek nasıl eşcinsel, biseksüel olabiliyorsa trans erkeler de, trans kadınlar da eşcinsel, biseksüel olabilir çok kafa karıştırıcı bir şey değil aslında" diyerek, toplumdaki yanlış bakış açısına dikkat çekiyor.

'Yasal boşluktan yararlanacağız'
Türkiye'deki evliliklerde hukuki durumun şu an "mavi" ve "pembe" kimlikler üzerinden tanımlandığını belirten Barış, "Bir pembe ve bir mavi kimlik evlenebilir Türkiye'de. Ama iki mavi kimlik evlenemez, iki pembe kimlik evlenemez. Ama yasal boşluklar burada kişinin cinsel yönelimini sorgulamadığı için biz de bu boşluktan yararlanıp, birimizin pembe kimlik birimizin mavi kimlik sahibi olmasını kullanarak, eşcinseller de evlenebilir vurgusunu yapmak için evleneceğiz" diye ifade ediyor. Evlenme konusunda bir yasal engelle karşılaşabileceklerini ummadıklarını ifade eden Aras ise, "Eğer bizim evliliğimize bir engel çıkartılırsa bunun da aslında bizim yararımıza olan bir şey olacağını düşünüyorum. Siz bana istemediğim bir isimle hitap ettiniz, siz bana istemediğim bir kimliği verdiniz, hiç bana sormadan dinimi belirlediniz, cinsiyetimi belirlediniz, cinsel yönelimime karar verdiniz ve şimdi sizin beni varsaydığınız şey üzerinden; ben bu hakkı kullanmak istiyorum. Ama eğer bunu da kullandırmıyorsanız bu sistemin trans fobisini çok net bir şekilde ortaya koyduğunun bir göstergesidir. Siz ikiniz birbirinizi sevemezsiniz demenin bir yoludur. Eğer evliliğimize engel olunursa hukuk mücadelesi vermek gibi bir düşüncemiz var" diye konuşuyor.

Kimse diğerinin emeği üzerinde sömürü ahlakı geliştiremez... 
Evlenme konusunda kararlı olduklarını ifade eden Barış ve Aras, bunun LGBT bireylerin gündemine de gireceğini belirtiyorlar ve kaygılarını dile getiriyorlar. Barış kaygısını, "Bir taraftan LGBT örgütlerinin de gündemine oturacağını düşünüyorum ben. Çünkü 'Bugüne kadar yaşam hakkımıza sahip olmamışken, evliliği dillendirmeye gerek yok' dedik. Aslında bir bakıma bu doğru; ama bizim o yaşam haklarımızı dillendirmenin bir aracı olarak da sistemin en temel çekirdek kurumunun tartışılması gerektiğini düşünüyoruz" diyor. Aras da, bir bütün olarak evlilik kurumlarının da sorgulanması gerektiğini işaret ederek, "Türkiye'de hala kadınların iradesi yok sayılarak yapılan evlilikler var. Zorla evlendirmeler, çocuk gelinler var ve Türk televizyonlarına baktığında evlendirme programları var. İnsanlar birbirinin ismini bile sormadan ne kadar para kazandığını soruyorlar. Evlilik kriteri olarak belirlenen şey bu. Sabah programları var, orada insanlar 'aile hayatlarını' anlatıyor. İnsanlar eşleri ile konuşamadıkları şeyleri canlı yayında anlatıyorlar. Türkiye heteroseksüel evlilikleri ne kadar taşıyabiliyor ki. Bu evliliği tartışsın. Bu da başka bir açıdan ele alınması gereken bir durum" diyor. Evlilikleri ile kadınlık ve erkeklik rollerini sorgulanmasını da amaçladıklarını belirten Aras, şunları ifade ediyor: "Evlendiğin anda sözsüz bir rol dağılımı var. Erkek para kazanacak kadın ev içi emeğini verecek, çocuk yetiştirecek. Kadının o görünmeyen emeği üzerinden erkek para kazanacak, statü ve boş zamana sahip olacak. Kadın çocuk yetiştirecek bu onun en temel sorumluluğu olacak. Ve o yetiştirilen çocuklar 'iyi' çocuksa erkek bununla övünecek; 'kötü' yetiştirilmişse kadın eksik bir kadın olacak. Bunun gibi sosyal roller var." Bunları tersyüz eden bir ilişki yaşadıklarını belirten Aras, "Bizim birbirimizden farklı ekonomik yaşantılarımız var. Bu noktada emek kavramı çok önemli. Kimse bir diğerinin emeği üzerinden bir sömürü ahlakı geliştiremez. Mesela aynı evde yaşamıyoruz ve ilerisi içinde böyle bir düşüncemiz yok" diyor.

Sen de ötekileştiriyorsan en tehlikeli nokta bu 
İnsanların heteroseksüel olmayı toplumda öğrendiklerine dikkat çeken Aras, LGBT olmanın da öğrenildiğine işaret ederek, şunları dile getiriyor: "Gey nasıl olur, nasıl olması gerekir, trans nasıl olmalıdır bunların hepsini nasıl giyindiğini biz de öğreniyoruz aslında. LGBT olmak, sistemin dışında çıkarmıyor bireyleri. Trans erkeksen çok maço olmalısındır. Yürüyüşünden, konuşmana her şeyin bellidir. Toplumsal erkekliği yeniden üreten bir şey bu. Trans kadın makyaj yapmalıdır 'daha çok kadın' olmalıdır, erkeğe hizmet etmelidir. Çünkü trans kadınlar da, kadın olmayı annelerinden öğreniyorlar. Biz bunu da alaşağı etmek istiyoruz." Barış da, "Eşcinsel erkek nasıl olur eşcinsel kadın nasıl olur da maalesef birbirimize öğrettiğimiz şeyler. Toplumda eleştirdiğimiz bütün noktaları biz de kendi içimizde bazı ilişkilerde ötekileştirebiliyoruz. Bir eşcinsel erkek ve bir trans erkeğin birlikte olabilmesinin görünmesi gerektiğini belirtiyorum. Bu direkt LGBT toplumuna yapılan bir eleştiri. Seni ötekileştiren bir topluma karşı sen de birilerini ötekileştiriyorsun en tehlikeli nokta bu" diyor. Mücadeleyi sadece heteroseksüel dünyaya karşı değil aynı zamanda LGBT toplumuna karşı da verdiklerini ifade Aras, "Ben Barış'la birlikte olduğumu söylediğimde heteroseksüel bir arkadaşım bana 'hani sen erkektin' demişti, bunu söyleyen kişi LGBT aktivizmine uzak biri; ama ben aynı cümlenin biraz daha yumuşatılmış şeklini LGBT aktivistlerinden de duydum. Sen şimdi ne oluyorsun şeklinde söylendi. Ben sadece bir insana aşık oldum. Anlaşılmayacak bir şey yok bunda" diyor. 

18 Mart 2011 - Nagehan Akersel

They Are After A ‘First’


Wednesday, July 13, 2011
They identify themselves as the “marginal of the marginal” because of the pressure and discrimination that they suffer.
ANKARA- It is seen as a big problem by the society, the cohabitation of homosexuals, that are sometimes disclaimed even by their mothers, fathers and siblings; the victims of hate crimes, that the people can’t even stand seeing them walking on the street. Aras and Barış, who struggle to live in such a reality, are in preparation of leading the way in Turkey getting married to each other.
There are many identities in the world that are marginalized and unseen because of their races, religions and life styles. The top of the list is the homosexual identity that is discriminated in every field, and assumed as the “marginal of the marginal”. One of the biggest problems that the homosexuals encounter occurs in their need for cohabitation. Besides not getting accepted by the society in Turkey, this need is not legally secured by the government yet. Aras Güngör and Barış Sulu are in a preparation for leading the way to a homosexual marriage in such conditions in a country like Turkey. Right along with the problems that homosexuals suffer in Turkey, with Barış and Aras, we talked about their lives that brought them together.
‘You are one of the most beautiful friendships I’ve ever made’
Barış Sulu was born in 1978, in Nazilli, and Aras Güngör in 1983, in Ankara. Barış, who mentions that he is a part of homosexual-bisexual, travestite and transexual movement since 1998, tells that he is working professionally in Kaos GL since 2008 and is a volunteer of Pembe Hayat. Barış tells the way he met Aras as follows: “I met Aras in May, 2009.  The activities of The Meeting Against Homophobia and Transphobia were going on in Ankara, and I was about to leave the office of Kaos GL in order to participate in the activities. Just then, the bell rang. It was Aras at the door and he had came to get some information. I told him that I was very busy and I was about to go to Ekin Art Center. Then we walked to Ekin Art Center together. That was how we met for the first time. Then, he kept coming to Kaos insistently, and helped for the works; transcribed the interviews and hosted people. Later, he decided to go on doing these works in Pembe Hayat. In this process, our friendship developed as well. Once in 2009 I remember that he said ‘You are one of the most beautiful friendships I’ve ever made’. Then, in November 2010 we found ourselves in a relationship. We have been together for 4 months.”

‘We want the homosexual marriage to get opened up for discussion.’
In a time that their right of living hangs by a thread, Barış tells the decision of making a homosexual marriage in such difficulties:  “There is no priority of rights for us. There is nothing like ‘first this right should be granted, then let’s deal with that one’. As heterosexuals do, homosexuals should be able to cohabit, marry and get benefit from many rights too”. Barış, who mentions that they ask themselves continuously if marriage is a right or not, states that first of all they want homosexual marriage to get opened up for discussion, and secondly trans-identities to get discussed. Barış says “in this country there are trans-identities. Not just trans-women but also trans-men exist. We want it to be seen. Then we want it to get opened up for a discussion in terms of the rights. We want to initiate the discussion about why they don’t have the rights that hetero-couples have, at a point that two people love each other and touch each other’s lives”. 
‘We want the concepts of womanhood and manhood to get discussed once again’

Aras mentions too that the main reason why they bring the issue of marriage forward is the demand for equalization of rights. Aras, who states that they question the issues such as womanhood, manhood and marriage says: “We have problems about the meanings attributed to this concepts. We think that these concepts should get redefined. However, if some can use this right, LGBTT couples should be able to do so. That’s all of our purpose. We want to raise an awareness about it, or, there is something like that: with my lover, the one I have been together for 10 years, I want to have rights about the properties that we owned together. I want to accompany my lover at the hospital when something happens to him. I want it to be asked to my lover about the permission for the donation of my organs when I die; because he is my family. But these are directly ignored because we can’t get married. However, till the issue of the consent of my partner about organ donation, I can’t even take part in his funeral. Likewise about the right of inheritance; when I die, my partner should surely benefit from the properties that we owned together. Or, when of the partners is jailed, the system prevents you from seeing your lover in a moment that you both need each other mostly, since it ignores your relationship. This is a sort of violation of rights, and there are many other types of injustice for LGBTT individuals in many legal cases that we don’t mention here. These should be get equalized. This is a very clear demand.”
 ‘No one can identify me over someone else‘
Aras, who is a trans-man, says: “In addition, trans-men are already ignored, and there is a perception of trans individuals to be heterosexual. If you were about to love a man, then why did you need to become a ‘man’? It is not the person in my life that determines my gender. What matters actually is the way I feel and the way I express myself. My gender and my sexual orientation are not determined when I am with a partner. This is already the situation that I am in, something I already carry since my childhood. It goes also for the trans-individuals. My trans-identity is not something that exists in terms of my relationship with someone. I’ve known my trans-identity since I was 5 years old. And I, with a male existence, can love another man. No one can identify me on someone else; only I can identify myself based on my own existence”. After mentioning that sexual orientations are defined as homosexual, bisexual and heterosexual in the data of World Health Organization, Barış points out the incorrect perspective in society saying: “We live in a society where trans-men are considered heterosexuals. Trans-individuals can be gay or bisexual too, it is as simple as that. As a biological man can be homosexual or bisexual, trans men and trans women can be homosexual or bisexual too, in fact it is not very confusing”.

‘We will benefit from the legal gap’
Barış, who mentions that İn Turkey the legal situation of marriage is defined based on the ‘blue’ and ‘pink’ identities, says: “In Turkey, a pink identity can marry a blue identity. But two blue identities or two pink identities can’t marry each other. However, since the legal gap doesn’t question the sexual orientation of individuals, we will benefit from this gap and get marry in order to emphasize that homosexual identities can marry too, using the fact that one of us has a blue identity card and the other has a pink one”. Aras, who states that they don’t expect to face with any legal barriers, says: “If any difficulties get raised against our marriage, I think it will be for our benefit. You called me with a name that I didn’t embrace, you gave me an identity that I don’t want to have, you determined my religion without my consent, you determined my gender, you decided my sexual orientation, and now, depending on the thing that you consider me; I want to use this right. But if you still don’t let me use it neither, this is the indicator that this system reveals its transphobia in no uncertain terms. It is a way to say ‘you two cannot love one another’. We are thinking about to struggle legally if our marriage is precluded.”       

Nobody can develop an exploitive moral on the labor of others…
Barış and Aras, who mention that they are insistent on the decision of marriage, state that this will atke part in the agenda of LGBT organizations, and express their worry about it. Barış states his worry saying: “On the other side, I think it will come to the fore in LGBT organizations. Because we said ‘There is no need to put marriage into words while we couldn’t have our right to live yet”. Indeed, it is true in one way; but as a medium for putting our living rights into words, we think that the core institution of the system should have got discussed”. Likewise, Aras, pointing out that all conjugal communities as well should be questioned, says: “In Turkey, there still exist marriages out of the will of women. There are extorted marriages, child brides, and marriage shows on TV when you take a look at the Turkish TV channels. People directly ask the incomes of the candidates before asking their names. That is the criteria determined for marriage. There are morning shows, in which people talk about their family lives. So, what is the level of Turkey in supporting the marriages? How can this marriage get discussed by these people? This a situation that should come up from a different standpoint”. Aras, remarking that they aim at questioning the roles of being male and female, explains: “When you get married, there occurs an unspoken casting call. The man shall earn money, and the woman shall take pains with the domestic jobs, shall raise children. The man shall earn money, gain status and spare time via this invisible labor of woman. The woman shall raise the child, it will be her basic responsibility. And if those children become ‘good’ children, man shall be proud of it; if they are raised badly, the woman shall be considered incompetent. There are social roles like that”. Aras, denoting that they have a relationship which turns this roles upside down, says: “Our economic experiences are different from one another. The concept of ‘labor’ is very important at this point. Nobody can develop an exploitive moral on the labor of others. For instance, we don’t live at the same house, and we don’t have an intention to do so in the future.”
If you are marginalizing too, this is the most dangerous point
Aras states that people learn to be heterosexual in society, and pointing out that being a LGBT individual is something learned too, says: “How to be a gay, how should a gay be, how should a trans be, in fact we learn all these things too. Being a LGBT doesn’t take the individuals out of the system. If you are a trans-man, you should be very macho. From the way you walk to the way you talk, everything should be explicit. This is something that reproduces the societal manhood. Trans-woman should put on makeup, and should be ‘more woman’, should serve for men. Because trans women as well learn from their mothers how to be a woman. We want to turn this fact upside down too”. Barış says: “How to be a homosexual man and how to be a homosexual woman are unfortunately things that we teach each other. Sometimes, we, between us, can marginalize all the issues that we criticize in the society. I indicate that the coupling of a homosexual man and a trans-man should be visible. This the most dangerous point if you marginalize some people in a society that marginalizes you”. Aras denotes that they struggle not just against the heterosexual world, but also against the LGBT society, and says: “When I told that I have a relationship with Barış, a heterosexual friend said ‘you said you were male?’, this person was out of LGBT activism; however, I heard smoothed versions of this sentence from LGBT activists too. It was said as ‘well, what are you now?’. I just fell for a human being. There is nothing difficult to understand on this.” (DİHA)

Translation: Vildan Seçkiner
Picture: "Bize Bir Yasa Lazım" / "We Need A Law"

İlk Yasal Eşcinsel Evlilik İçin Adım Attılar


Türkiye’nin yasal ilk eşcinsel evliliği çok yakında. Barış ile Aras eşcinsel evliliği tartışmaya açmak, algıları tersyüz etmek, “eşcinseller de evlenebilir”, “iki erkek de evlenebilir”, "trans erkekler de vardır" demek için büyük bir düğüne hazırlanıyor...
 
Öncelikle ikinizi de kısaca tanıyabilir miyiz? Bir çift olarak ne zamandır birliktesiniz? Aynı evde mi yaşıyorsunuz?
 
Aras: 28 yaşındayım. Ankara’da doğdum. İki çocuklu bir ailenin ikinci çocuğuyum. Pembe Hayat ile 2009 yılında tanıştım. Pembe Hayat’ta proje koordinatörü olarak çalışmaktayım.
 
Barış: 1978 yılında Nazilli’de doğdum. 17 yaşında Muğla Üniversitesi’nde okurken cinsel yönelimimi adlandırınca büyükşehirde yaşamaya karar verdim ve Hacettepe Üniversitesi’ne geçiş yaptım. Burada Kaos GL ile tanışınca LGBTT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transeksüel)  bireylerin hakları üzerine çalışma kararı aldım. LGBTT bireyler, Seks İşçileri ve HIV+ bireyler üzerine eğitimlere katıldım. 2008 yılından beri profesyonel olarak Kaos GL’deyim, LGBT haber sitesi http://kaosgl.org ve iki ayda bir yayımlanan Kaos GL Dergi’sinde çalışıyorum ve ayrıca Pembe Hayat LGBTT Derneği aktivisti ve gönüllüsüyüm. 2010 Kasım ayından beri birlikteyiz ve ayrı evlerde yaşıyoruz.
 
Türkiye için uzak bir hayal gibi görünse de şimdilik, LGBTT toplumunun gündeminde olan bir mevzu bildiğim kadarıyla, ‘eşcinsel evlilik’. Sizin bu konuda ne düşündüğünüzü öğrenebilir miyim?
 
Aras: Ben evliliğin heteroseksüeller için de bir hak olduğunu düşünmüyorum, ancak içinde yaşadığımız dünyanın ekonomik sistemi tamamen aile kururmunun devam ettirilmesi üzerine kurulmuştur. Sistem sürekli yeni askerler yeni işçiler üretmek zorunda ve bunun için de aile kurumuna ihtiyacı var.
Bu tüketimin bir parçası olması için de heteroseksüel evlilik sürekli ideailize ediliyor, doğal olarak eşcinsellerin evliliği sistemin işine yarayacak bir şey değil.
Ancak başka bir açıdan baktığımızda heterosesküeller için hak olan bir durumun LGBT’ler için de olması gerekiyor. Çünkü burada LGBT’lerden yana bir ihlal söz konusu.
Bir de aileyi nasıl kurguladığınızla ilgili, sevgilim cezaevine giriyor görüşe alınmıyorum, hastalanıyor refakatçi olamıyorum, öldürülüyor davacı olamıyorum, ölüyor cenazesine gidemiyorum. Hastanede, cezaevinde, cenazesinde, mahkemede “Siz yakını mısınız” diye soruluyor ve ben o soru sorulana kadar onun için herşeyiyken biranda -heteroseksist sistemin baktığı yerden- onun hiçbişeyiyim…
Örneğin organ bağışı yapan birinin ölümünde ilk rızası alınması gereken kişi eşi ve ailesi ama LGBT çiftlerde sistem o kişinin eşini, partnerini ailesi olarak kabul etmediği için partnerinin hiçbir söz hakkı olmuyor.
Sosyal güvenlik, ortak mülkiyet edinme, miras hakkı, eş durumundan tayin, cezaevinde ziyaret, hastanede refakat… gibi aklınıza gelemeyecek bir çok konuda da aynı durum söz konusu…
 
Barış: Öncelikle belirtmeliyim ki “insan hakları” benim için bir bütündür ve ayrı cinsten kişilerin evlilik “hakları” varken aynı cinsten kişilerin evlenememesi insan hakları ihlalidir. Yani nasıl ayrı cinsten insanlar evlenip eşleri üzerinden sağlık, miras, mal paylaşımı gibi sosyal haklara sahip olabiliyorlarsa eşcinsellerin de bunların hepsinden sonuna kadar yararlanması gerekiyor.
Elbette bu konuya nereden baktığınıza göre de değişir; ben ayrı cinsten kişilerin evliliğinin de hak olarak gösterilmesinin sistemin çarklarını döndürebilmek için dayatılan bir durum olarak algılıyorum ve eşcinsellerin evlenmesini onaylayan ülkelerde de heteroseksist sistemin içine eşcinselleri alıp sistemin birer çarkı haline getireceğine inanıyorum. Elbette sistemin içinde erimek isteyen kişiler olacaktır ama ben o kişilerden değilim.
 
Heteroseksüel ilişkilerde ‘toplumsal cinsiyete bağlı görevler’ az çok vardır. İşte ‘kadın’ daha çok ev içi emek sarf eder, ‘erkek’ daha baskındır, etkilidir, duruma göre ‘baskıcıdır’ vs… Bir eşcinsel beraberlikte, eşler arasındaki iş bölümü, mekan, zaman paylaşımı, kıskançlık vs. gibi gündelik durumlar nasıl bir stratejiyle yürütülür? İki tarafın da koşulsuz eşit olduğu bir beraberlik mümkün müdür, yoksa taraflardan birinin daha ‘erkek gibi’, diğerininse heteroseksüel ilişkideki ‘kadın gibi’ davranması gibi bir durum yaşanabilir mi?
 
Aras:Bir tarafın aleyhine olan her türlü ilişki şekli tamamiyle sömürü biçimidir. Kadının ev içi emeğinin erkeklere para, boş zaman, statü olarak geri dönüdüğü heteroseksüel ilişkiler nasıl bir sömürü ilişkisiyse aynı şekilde bu rolleri tekrarlayan eşcinsel ilişkiler de emek sömürüsüne dayanır. Toplumsal statüleri her ne olursa olsun kadına yüklenen roller değişmiyor. Profesör olan bir kadın da evin temizliği ve çocukların yetiştirilmesi gibi konularda erkekten önce sorumlu.
Örneğin tanıdığım bir kadın arkadaşımın eşi TUS(Tıpta Uzmanlık Sınavı)’a hazırlanıyordu. Çalışmak için bulduğu boş zaman tamamen arkadaşımdan çaldığı çocuk bakımı, yemek yapma gibi zamanlardan oluşuyordu. Kadın arkadaşımın bu işlere ayırdığı zaman erkeğin boş vakti olarak geri dönüyor, karşılığında erkek statüsünü arttırırken, doçent olurken arkadaşım ev kadını statüsünde yerinde sayıyor.
Kaldı ki mesleği olan bir kadının heteroseksüel evlilği üzerinden bir çok zaman kariyerinde ilerleme şansı bile elinden alınıyor. Ailemizde gördüğümüz bu ilişki modelinin zaman zaman eşcinseller de tuzağına düşebiliyor. Bu yüzden ben rol dağılımının çok tehlikeli bir şey olduğunu düşünüyorum. Bizim ilişkimizde ne ekonomik ne de ev içi görev paylaşımlarında böyle bir rol dağılımı yok.
 
Barış: Ben yaklaşık 13 yıldır kimlikleri sorgulayan ve sorgularken de tersyüz eden bir hareketin içindeyim. Kadın nedir? Erkek nedir? Kadına atfedilen işler nelerdir? Erkeğe atfedilen işler nelerdir? Bunları sürekli sorgulayınca, penis ve vajina üzerinden kimliğinizi tanımlamayınca cidden bedeninizi ve beyninizi özgürleşiriyorsunuz. “Sakalım var diye beni erkek olarak kodlamak senin ne haddine” diyorum ben artık, ya da “etek giyince kadın olduğumu varsayamazsın…”
Doğum anımızdan itibaren öğretilen o kadar çok şey var ki kimliklerimiz konusunda, bence bir durup düşünmek lazım nefes alabilmek için.
Kimliklere sıkışmanın tüm toplumu sorunlu hale getirdiğine inanıyorum.
Elbette eşcinseller de bu toplumun içinde yetiştiği için tüm bu kimlikleri heteroseksüeller gibi taklit edebilirler, ilişkide mutlaka bir kadın ve erkek olduğunu görmek isteyebilirler ama biz sevgilimle bunu tercih etmiyoruz kesinlikle.
 
Evlilik durumunda hitap şekilleri nasıl olur? ‘Karım, kocam’ yerine kullanılan terimler var mıdır ya da heteroseksüel ilişkideki hitaplarla aynı mıdır?
 
Barış: Eşcinsel ilişkilerde kelimelerin içini boşaltmak üzerinden “kocacım, karıcım” gibi seksist ifadeler kullanılmakta. Örneğin bir otobüs durağında bir erkeğin yanındaki bir erkeğe, yani sevgilisine “kocacım” diye hitap etmesi rahatsız edici bir durum olarak görülür. Arada bir seyircileri tokatlamak gerekir yani. Bilmem anlatabildim mi?
 
Aras: Tabiiki heteroseksüel bir ilişki biçimini yeniden üreten LGBT çiftler olabilir, çevremde de görüyorum ayrıca. Hem lezbiyen çiftlerde hem translarda hem de geylerde. Çevremde, insanlarla ilişkilerimde, sosyal ortamlarda sevgilimin cinsiyetini belirtecek hiçbir şey söylemiyorum. “Kız arkadaşın ne iş yapıyor” dediklerinde de benim sevgilim erkek diyorum.
 
Son olarak sizin evlenmek isteyip istemediğiniz, buna dair nasıl bir plan çizdiğiniz, ileride çocuk sahibi olmayı konuşup konuşmadığınız üzerine görüşleriniz nelerdir?
 
Aras-Barış:Türkiye’de biliyorsunuz evlenecek kişilerin kimlikleri farklı renklerde olmalıdır, -bu arada dünyada kimlik renkleri farklı olan tek ülke Türkiye’dir- Türkiye’de mavi ve pembe kimlik evlenebilir, yani iki mavi kimlik ya da iki pembe kimlik evlenemez. Ama bizim durumumuz diğer eşcinsel ilişkilere göre sadece kimlik renkleri anlamında farklı; birimizin pembe kimliği var birimizin de mavi kimliği, kısaca evlenmek için yasal bir engelimiz yok!
 
Biz politik bir eylem olması için ve eşcinsel evliliği tartışmaya açmak, algıları tersyüz etmek, “eşcinseller de evlenebilir”, “iki erkek de evlenebilir” demek için evlenmeyi planlıyoruz.
Şu an araştırma yapıyoruz, arkadaşlarımıza, avukatlarımıza danışıyoruz evlilik ile ilgili ve büyük de bir düğün planlıyoruz.
Tüm eşcinsel, biseksüel, hetero, trans ve kuirlerin davetli olduğu, her yerde gökkuşağı bayraklarıyla süslendiği, düğün davetiyelerinin, düğün salonunun, kıyafetlerimizin özel tasarlandığı bir düğüne hazırlıklı olun.
 
Çocuk sahibi olmak bu planın içinde yok. Bu dünyaya çocuk getirmeyi politik anlamda “eşcinseller de çocuk sahibi olabilir” demek için olsa bile biz düşünmüyoruz.
 
Sorular: Bahar Çuhadar